Başkan Altun: "Kişisel verilerin korunması temel bir ihtiyaç haline geldi"

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, 1. Ulusal Görsel İşitsel Medya'da Kişisel Verilerin Korunması Sempozyum'unda konuştu.

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, 1. Ulusal Görsel İşitsel Medya'da Kişisel Verilerin Korunması Sempozyum'unda konuştu.

Başkan Altun'un konuşmasından bazı satır başları şöyle:

"Teknolojik değişimin hızı yeni ve özel toplumsal alanların ortaya çıkmasına sebep oldu. Dijitalleşme medyadaki yerleşik anlayışları değiştirdi, geleneksel iş yapma yol ve yöntemlerini değiştirip dönüştürdü.

Bu durum hem fırsatları hem de meydan okumaları beraberinde getirdi. Bilginin çok hızlı şekilde toplanması, işlenmesi ve aktarılması, bireylerin mahremiyetine, rahatsız edilmeme, anonim kalma ve lekelenmeme gibi özellikle manevi varlığına ilişkin haklarını tehdit edebiliyor.

Kişisel verilerin korunması fikri bu tehditle mücadele etme arayışının bir yansımasıdır. Kişisel verilerin şahıslardan izinsiz olarak toplanması her şeyden önce temel bir insan hakkı ihlalidir. Kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğiyle de doğrudan bağlantılıdır.

Kişisel veriler, kişinin sadece geçmişini ve bugününü değil aynı zamanda geleceğini de etkilemektedir. Bu açıdan bakıldığında günümüz toplumsal gerçekliği içinde kişisel verilerin korunması temel bir ihtiyaç, zorunluluk haline gelmiştir.

Görsel ve işitsel medyada ortaya çıkabilecek suçlara karşı tedbir almak devletler için de bir tercih değildir, vatandaşlarına karşı sorumluluğunun bir parçasıdır. Kamu otoritesinin buna kafa yorması, bununla alakalı düzenlemeler peşinde koşması bir seçenek değil, zorunluluktur.

Ülkemiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 20 yılda tüm alanlarda olduğu gibi iletişim ve bilgi teknoloji alanlarında da önemli değişim ve dönüşümler yaşadı ve buna koşullu olarka hukuki alt yapısını da güçlendirdi. Güçlendirme çalışmalarında da devam ediyor. 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile kişisel verilen korunması anayasal bir çerçeveye oturtuldu, güvence altına alındı.

Yürüyülen çalışmalar kapsamında 108 sayılı sözleşme 17 Mart 2016 tarihinde resmi gazete yayımlanarak iç hukukumuza dahil edildi. 7 nidan 2016 tarihinde kişisel verilerin korunması kanunu yürürlüğe girdi. Kişisel berilerin korunması sürecinde medyanın daha güvenli bir hale getirilmesi kuşkusuz büyük bir önem arz ediyor.

Kitle iletişim araçlarının ve endüstrilerin daha güvenli hale gelmesi, toplumsal düzen ve ulusal güvenlik kadar kişisel haklar açısında da asli bir unsurdur.

Daha güvenli bir medya için çalışmak esasında bizim hakikat mücadelemizin de bir parçasıdır. Aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısını yaptığı İletişim Seferberliğimizin de cüzüdür.

Sayın cumhurbaşkanımızın bizzat işaret ettiği üzere içerden ve dışardan yürütülen yalan terörüne karşı mücadele etmek Türkiye iletişim modelimizin önemli ayaklarından biri konumundadır.

Gerek bölgesel ve küresel anlamda Türkiye’yi merkez konuma yerleştiren dış politika hamlelerimiz, gerek iç ve dış kamuoylarını bilgilendirmek amacıyla ortaya koyduğumuz performans, gerekse de küresel dezenformasyon ve algı merkezlerine karşı göstermiş olduğumuz direnç sebebiyle ülkemiz türlü kuşatmalara türlü yıpratma savaşlarına maruz kalıyor.

Cumhurbaşkanımızın verdiği hakikat mücadelesi ve ortaya koyduğumuz kararlı duruş, Türkiye’yi eskiden olduğu gibi uluslararası bağımlılık düzenine mahkum etmek isteyenlerin huzurunu kaçırıp, rahatını bozuyor. Türkiye Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yoluna özgüvenle devam ediyor.

Bu platformlar, teknolojiler tarafsız kültür üstü evrensel ya da küresel diyerek meşrulaştırılacak platformlar değildir. İdeolojik ve keyfi davrandıkları birer vakadır. Bunların son yıllarda ülkemizi ve sayın cumhurbaşkanımızı hedef alan sistematik saldırıların da artış yaşandığı bir gerçektir. 2010 yılından bu yana bu küresel, siyasal gerçekliğin bir parçasıdır adeta.

Medya dünyasında ve sanal alemde yürütülen dezenformasyon, kara propaganda, beşinci kol faaliyetleri, siber saldırılan ve terör örgütlerinin dijital dünyadaki kötücül faaliyetleri hız kesmeden devam etmektedir.

Gerekli önlemler alınmadığında, en ciddi istihbarat kurumlarına ait belgeler ortalığa saçılabilmektedir. Veri güvenliğine milyarlar harcayan büyük teknoloji şirketlerinin gizli kalması gereken odları da yine dünyanın diğer ucunda yaşayan ve sadece internet bağlantısı olan birileri tarafından ele geçirilebilmektedir.

Son zamanlarda yine yabancı bir mesajlaşma uygulamasının kullanıcı bilgilerini paylaşma kararını hepimiz gördük. Bunu müteakiben yaşanan süreçte hepimizin hafızalarında taze bir şekilde yer alıyor. Hep beraber pek çok farklı toplum kesimi buna karşı çıktı, buna ilişkin bir farkındalık kendisini gösterdi.

Kişisel verilerin korunmasına ilişkin farkındalığın artmasıyla milli teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanmasının önemi de elbette daha iyi anlaşılmaktadır. Bu bağlamda ülkemizin milli teknoloji hamlesinin önemi de bir o kadar kendisini açığa çıkarmaktadır.

Görsel ve işitsel alanın yanı sıra dijital alanda faaliyet gösterecek yerli ve milli platformlarının güçlendirilmesine ve bu alana çok daha büyük yatırımların yapılmasına ihtiyacımız var. Bugün itibariyle bu ihtiyaç, acil bir ihtiyaçtır. Bu alanda başarılı girişimlerimiz bulunsa da bunların daha nitelikli hale gelmesi ve sayılarının artması gerekiyor. Kamunun attığı ve atacağı adımların yanı sıra iş dünyasının da özel sektörümüzün de bu alanda aktif olması ülkemizin demokrasi ve vatandaşlık kültürüne katkı yapacak daha sağlı bir iletişim ekosisteminin tesis edilmesiyle hakikat mücadelemizin yoluna bir kilit taşı daha eklenecektir.

İçinde bulunduğumuz dijital çağda, basın yoluyla yapılan yayınların aynı zamanda internet aracılığıyla paylaşıldığında ne denli daha derinlere yayılabileceğini görüyoruz. Söz konusu yayınlar, dijital ortamda çok daha kalıcı ve kolay ulaşılabilir olduğundan özellikle kişisel veri ihlali içeren ve mahremiyet hakkını zedeleyen nitelikteki yayınların gerek toplum bakımından gerekse de hakları ihlal edilen kişi bakımından zararı çok daha büyük olmaktadır.

Çocuklarımızı, gençlerimizi yani geleceğimizi biz bu tehditlerden korumak, bu felaketten kurtarmak zorundayız. Bu bizim ödevimizdir ve elbette kendimizi de bu tehditlere karşı korumak zorundayız. İletişim Başkanlığımızın hayata geçirdiği Soysal ağ haritasının 2002-2022 yılları içerisindeki son araştırma verilerine göre, ülkemizde internete erişim oranı yüzde 95 düzeyindedir. İnternet erişimi olanların da yüzde 98’i en az 1 sosyal ağ mecrasını kullanmaktadır. Bunda son 20 yılda yaptığımız teknoloji atılımının ve alt yapı yatırımlarının payı da büyüktür. Biz teknolojinin bireysel ve toplumsal hayata sağladığı iyileştirmeleri, kolaylıkları önemsiyoruz.

Kişisel verilerini korumada ve sahip oldukları haklar konusunda bilinç düzeylerinin artırılması ve toplumun her kesiminde veri koruma bilinç ve kültürünün oluşturulması bir zorunluluk halini almıştır. Bu mecraların ruhuna uygun özgürlükçü tutumu devam ettirirken vatandaşlarımızın hukukunun çiğnenmesine ve kamu düzeninin bozulmasına müsaade etmeme noktasında da kararlıyız.

Herhangi bir alanın hukukun, gücünün dışında bırakılması söz konusu olmaz. Bu anlyışla biz dijital evreni bir siber vatan olarak telakki ediyoruz. Nasıl ki gerçek dünyada bir egemenlik mücadelesi veriyorsak, siber dünyada da bir egemenlik mücadelesi veriyoruz. Siber vatanımızı, siber egemenliğimizi korumak için elimizden gelen bütün gayreti sarf ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz."

Hibya Haber Ajansı